Parçalanan OSMANLI İMPARATORLUĞU külleri arasında kalmış korlar tutuşturuldu ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde geriye kalan şehit kanlarıyla sulanmış bir avuç Anadolu toprağı üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. 1923 ve1938 yılları arasında Mustafa Kemal’in varlığı emperyalist/sömürgeci ülkelerin korkulu rüyasıydı! Ne zaman ki Atatürk vefat etti işte o zaman emperyalist/sömürgeci güçler yeniden kolları sıvayarak T.C. Devleti’ni siyasi, ekonomik ve sosyal yönlerden parçalamak için ellerinden ne geldiyse yaptılar. NATO üyesi olmamızla birlikte oluşan ‘teslimiyetçi zihniyet’ yüzünden başımıza gelmedik felaket kalmadı. IMF kapılarında adeta dilenci olduk. AB’ye gireceğiz diye 44 yıl boyunca yırtınıp-durduk. Batıya yaranmak, onların gözüne girmek, onların hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için milli ve ulvi tüm değerlerimizden tavizler verdik.
Tüm 85 yıl boyunca bu DEVLETİ yaşatmak, büyütmek ve muasır medeniyetler seviyesine çıkartmak için nice hükümetler gelip-geçti. Ne kadar bağırıp-çağırsak da, ne kadar kızıp-öfkelensek de ve ne kadar ateş püskürsek de halâ AKP hükümetinin ne yapmak istediğini bir türlü anlayamadık! Fakat zaman zaman şaşırtıcı, kafaları karıştırıcı ve bizleri bile hayal kırıklığına uğratıcı ekonomik atılımları ve dış politikasındaki tutarlı/isabetli/yapıcı değişiklikler yüzünden sitemimizi/öfkemizi/kızgınlığımızı sinemize çekip sabırla bekledik. AKP hükümetini uyarıcı o kadar çok yazı yazdık ki… Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte AKP hükümetini icraatlarındaki değişiklikleri de görmezlikten gelemezdik. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta Türkiye’ye yakışır bir tavır sergilemesi de umutlarımızı artırdı. İsrail’e ilk defa Türkiye tarafından haysiyetli, şerefli ve onurlu bir ‘dik duruş’ sergilenmişti. Bu tavrıyla Başbakan Erdoğan’ı da kutlamayı unutmadık.
AKP hükümetinin en sert muhalif yazarlarından birisi olarak benim yapıcı/olumlu eleştirilerim birçok dostumu ve okuyucumu üzdüğünün farkındaydım. Her şeye rağmen ‘görünen köy kılavuz istemez’ mantığıyla ‘doğrulara doğru ve yanlışlara yanlış’ diyerek yazmaya devam ediyordum. Bu konuda okuyucularımdan bana gelen eleştirileri de görmezlikten gelemezdim. Maalesef hep yanlış anlaşılıyordum. Kendimi ifade edemiyordum. O yüzden okuyucularıma da hak vermiyor değilim. Onların ne demek istediğini de çok iyi anlıyordum. Aslında değişen ben değildim değişen AKP hükümeti idi. Değişen Başbakan Erdoğan’dı. Değişen hükümetin yeni politikalarıydı. İşte bunu anlamakta zorlanıyorduk!..
En çok üzüldüğüm AKP hükümetinin başına geçirilen Ergenekon çuvalıydı! AKP hükümeti bu çuvaldan kurtulması gerekiyordu. Yoksa AKP hükümetinin akıbetinden korkuyordum! AKP hükümeti bu konuda da atılımlar yaptı ve binmiş olduğu Ergenekon dolmuşundan inmeye gayret ediyor! Aslında AKP hükümetine gaz veren yandaş medyaydı! Onların yağcılığı/dalkavukluğu AKP hükümetini sarhoş etmişti! Gerçekleri bir türlü göremez olmuştu! Fakat sular durulup her şey berraklaşmaya başlayınca AKP hükümeti de bu işte bir ‘oyun’ var demeye başladı ve hemen kolları sıvayarak başına geçirilen Ergenekon çuvalından kurtulmak için hamleler yapmaya başladı. Ümidimiz odur ki hükümet bu çuvaldan bir an önce kurtulur! Ve tarafsız/bağımsız/şeffaf bir anlayışla Ergenekon’u Yargı’ya havale eder…
Başı, gelişmesi ve sonuçları muamma ve gizem dolu hayali Ergenekon Örgütü mutlaka çözülecektir! Ergenekon AKP hükümetinin önüne konmuş bir BUBİ tuzağıydı! AKP hükümetini TSK’ya karşı, TSK’yı da AKP hükümetine karşı kışkırtmak için korkunç bir oyun/senaryo devreye sokulmuştu! Ordu ve Hükümet arasına konmuş bir mayındı Ergenekon! Bu mayın patladı! Pisliği ve çamuru TSK’ya da sıçradı! TSK oyunun/tuzağın başını ve sonunu bildiği için temkinli ve tedbirli davrandı. Şimdi sıra AKP hükümetinde!...