Anayurt Gazetesi
SİYASET TÜRKİYE EKONOMİ DÜNYA SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Whatsapp İhbar Hattı
Masketak
15 Şubat 2019 Cuma - 14:44

Amacım gerçekliğin içinden bir filiz yetiştirmek

Gazeteci ve yazar Atlas Arslan ile röportaj türündeki “Babaannemin Kızkardeşleri” adlı kitabı ve röportaj türü üzerine konuştuk. Atlas, amacının gerçekliğin içinden usulca bir filiz yetiştirmek olduğunu söyledi.

Amacım gerçekliğin içinden bir filiz yetiştirmek
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

Salih KAPLAN

ANKARA (Anayurt) - Gazeteci ve yazar Atlas Arslan’ın babaannesinin vefatının ardından kendisine anlattığı hikayelerdeki kadınları bulmak için yola çıktığı ve onları kadınlık halleri ile “kızkardeş” yaptığı “Babaannemin Kızkardeşleri” adlı kitabı, Arslan’ın aynı zamanda editörlük görevini üstlendiği Yade Kitapevi’nde ikinci baskısını yaptı. “Kiser Pari Mama” ve “Hızlı Okuyorum Zamanı Yönetiyorum Çağı Kavrıyorum” kitaplarının da yazarı olan gazeteci ve yazar Atlas Arslan ile 8 röportajdan oluşan “Babaannemin Kızkardeşleri” adlı kitabı ve röportaj türü üzerine konuştuk.

Türkiye’de söyleşi ile röportaj sıklıkla karıştırılıyor. Bir gazeteci ve editör olarak söyleşi yerine röportaj tanımının kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Ben gazetecilik mezunuyum. Bu konuda iyi bir eğitim aldım ve röportajı röportaj olarak, söyleşiyi de söyleşi olarak yapacağıma söz vererek mezun oldum. Ancak gazetecilik okurken aldığım eğitim alanda yaptıklarımızın tam tersiydi. Söyleşi ve röportajın karıştırılması da tam olarak bununla ilgili. En muhalif yayınlardan ana akıma kadar hepsi bu karmaşanın içinde ve doğrusunu anlatamıyorsun. Muhabirken bunun mücadelesini vermeye çalıştım ama sonra vazgeçtim. Çünkü habercilik anlamında yazım türleri birbirine girmiş kavramlar. Bir süre sonra ben bunun çalıştığım alanlarda mücadelesini vermekten vazgeçtim ve kendi özel alanımda röportajı çalışmak istedim. Bu benim tek başıma vereceğim bir mücadele değil, yayın dünyasının kolektif bir mücadelesi. Röportaj bambaşka bir edebi tür ve bunun hakkını vermek gerekiyor.

Dördüncü çalışmam da tamamen röportaj türü üzerine olacak. Kitap iki bölümden oluşacak. İlk bölümde röportajın ne olduğu ve Türkiye ile dünyada nasıl algılandığını ele alacağım. İkinci bölümde de görüştüğüm isimlerle yaptığım röportaj çalışmalarım var, onları örneklem olarak koyacağım. İletişim Fakültesi öğrencileri için tam bir kaynak olacak. Zaten bu türün hakkını vermek için mücadele ediyorum, sadece bu mücadeleyi kurumlarda vermekten vazgeçtim.

Röportaj yazarının duygu ve düşüncelerini de yansıttığı bir tür olmasına rağmen insanları sayısal verilere dönüştürmeyip doğrudan insan hikayesini ele aldığı için haberden daha fazla gerçeklik iddiası taşıyor diyebilir miyiz?

Öncelikle evet, röportaj haberden daha gerçek. Ama şunu eklemek istiyorum; bence haber de muhabirin elinde gerçekliğini yitiren ya da gerçekliğini gerçekten kazanan bir metindir. Haber hakkını veren bir muhabirin elinde o gerçekliği çözüm odaklı da götürebilir, o gerçekliği yok da sayabilir.

Röportaj içinse gerçeğin daha ayrıntılı ve kurgu hali diyebilirim. Babaannemin Kızkardeşleri kitabında tüm olaylar gerçek. Sadece kadının bana anlattığında değil, kadının bana nasıl anlattığında, o an içtiği bir yudum su gibi betimlemelerde daha ayrıntılı ve edebi bir gerçeklik var.       

Kız kardeş tanımı normalde ayrı yazılırken sen kitabının adında bu iki kelimeyi birleştirerek farklı bir anlamda yorumladın. “Kızkardeş” tanımı ile ne anlatmak istedin ve sence yazarların dile katkıda bulunma gibi bir sorumluluğu var mıdır yoksa sadece dil kurallarını takip mi etmelidir?

Biyolojik bir yakınlık anlamındaki kız kardeş tanımı ayrı yazılmalı elbette ama burada benim vurguladığım ‘kızkardeşlik’ kadın mücadelesinin kızkardeşliği. Özgecan’ı hiçbirimiz tanımıyoruz, Çilem’i tanımıyoruz ama onların acıları bizim ocağımıza da düştü. Biz onlar için mücadele ettik. 8 Mart’ta birbirini tanımayan bir sürü kadın omuz omuza halay çekiyor. Kadınların apayrı bir dayanışması varsa ve erkekleri bu dayanışmanın içinden çıkaran bir terim varsa o kızkardeşliktir. Bunun feminist sözlükte yer alan bir kavram olmasını istedim ve onun için özellikle birleştirdim.Dil döneme ve çağa göre esneklik göstermeli. Artık kavramsallaşan bir şey varsa dilin de bunun hakkını vermesi gerekir.

Kitabında 8 röportaj var. Yola çıkıp kapı kapı dolaştığında elin boş döndüğün zamanlar oldu mu?

Ben kitabımda bir akış sağladım ancak bu akışın aksadığı birçok yer oldu. Mesela köyde beni gören herkes beni sağlıkçı sandı. Çünkü benim orada hemşire ya da doktor olmak dışında bir lüksüm olamazdı. ‘Bir gazeteci neden bizim köyümüze gelsin’ diye düşünüyorlar. Neden orada olduğumu anlatabilmek çok zordu. Beni kapıdan çevirenler de çok oldu. Ya da babaannemi tanıyor, muhabbet açmak için nasıl nasılsın diye soruyorum, ‘İyiyim’ gibi kapalı yanıtlar geldi, sohbet ilerlemedi. Kadınları incitmemek ve mahremine girmemek de önemli. Ben hiçbir kapıya gidip soru sormadım. Hep sohbet ettim ve sohbetleri aktardım. Merak ettiklerimi sohbet arasında sordum.

Bir röportajında kendi hayatı ile birlikte mahallesindeki kadınların hayatını da değiştirebilmiş olan Muhtar Şükran’ın hikayesi var. Kitabının da diğer kadınlara umut olmak ve hayatlarını değiştirebilecek bir kıvılcım yakmak gibi bir amacı var mı?

Özellikle Şükran’ın hikayesi bunu çok açık ifade ediyor. Diğer hikayelerde de ‘Mehpare kitaplarım var benim’ diyor, onlara sığınıyor. Havva ‘Kedilerim var benim’ diyor. Menekşe annesini olduğu gibi kabul ediyor. Baktığınızda nasıl zor bir hikaye. Bazı şeyleri olduğu gibi kabul edip o gerçekliğin içinden tohum yetiştirmek çok önemli bir devrim gibi geliyor bana. Kadınlara dayatılan toplumsal normları çoğu kez topyekun devirip dönüştüremezsin. Ama ‘Var olan gerçekliği kabul ettim, bu benim kaderim’ demek de değil. Bu kitabın mesajı aslında var olan gerçekliğin içinden usulca bir filiz yetiştirmek.

Mesela Şükran olduğu yerden gitmiyor, olduğu yeri yavaş yavaş dönüştürüyor. Ama gerçekliğini fark ettiğinde bu farkındalık ve dönüşüm başlıyor. Ben aslında bu kitapta ufak aksiyonların ne kadar önemli olduğunu göstermek istedim.

Kitapta kadınların başlarına gelen gerçekler anlatılıyor ama hiçbir zaman bir suçlu sunulmuyor. Daha çok okura bırakılıyor suçluluk kavramı. Bu soru işaretini bırakma amacın neydi?

Hiçbir şeyde tek bir gerçeklik ya da tek bir suçlu yoktur. Bir cümlede kimin özne kimin nesne olduğu bize dayatılan bir ayrım. Bu sadece kadın için geçerli değil, erkeğe de dayatılan bir toplumsal rol var. Bu sadece kadın düşmanlığı olarak değil insanlık düşmanlığı gibi geliyor bana. Çünkü herkese dayatılan bir hayat var ve herkes nasibini alıyor bundan. Belki Fidan’ın kocası da 13 yaşında bir kızı gelin almayı istemezdi. Belki onun babası da istemiyordu ya da Fidan’ın babası da kızını vermek istemiyordu. Orada bireysel değil de topyekun bir günah varsa bu günahı kim üstlenmeli? Bütün hikayeler için bu geçerli. Bu bir tecavüzcünün neden tecavüz ettiğini düşünüp onu haklı kılmak gibi değil ama daha edebi bir taraftan bakarsak kim günahkar, kim suçlu ben hala bilmiyorum.

İçten yanıtların için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben de teşekkür ederim. Son olarak şunu söylemek istiyorum; ben kitabı teyzesi olduğum Ada’ya ithaf ettim. Çünkü ben bu kitapta babaannemin torunu ve onun annesinin dördüncü kuşağı olarak yola çıktım. Benden sonraki kuşağın ilk kadını Ada. Ona armağan etmem aslında bu mücadelenin bir devri. Belki Ada da, Babaannemin Kızkardeşleri’nin başka bir versiyonunu kendi çağı için yazacak.

ÖNCEKİ HABER   SONRAKİ HABER
Madende patlama
 
Adaletin tesisi baş meselemiz
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Yakacık’ta çadırlar  kuruluyorTürkiye
Yakacık’ta çadırlar kuruluyor
Altınok: İlçemizin hücrelerini yeniliyoruzTürkiye
Altınok: İlçemizin hücrelerini yeniliyoruz
Bağlıca’da trafik çilesi bitiyorTürkiye
Bağlıca’da trafik çilesi bitiyor
Kent Konseyi kültür ve sanatın başkenti için çalışacakKültür-Sanat
Kent Konseyi kültür ve sanatın başkenti için çalışacak
Sezonun son konseri: Sahnede hayat varKültür-Sanat
Sezonun son konseri: Sahnede hayat var
Nevşehir için değişim vaktiTürkiye
Nevşehir için değişim vakti
Ekmeğini kızgın demire çekiç sallayarak kazanıyorTürkiye
Ekmeğini kızgın demire çekiç sallayarak kazanıyor
Gençlerbirliği rahatladıSpor
Gençlerbirliği rahatladı
Başakşehir'in şampiyonluk şansıSpor
Başakşehir'in şampiyonluk şansı
Eyüpsultan Yaz Okulları büyük ilgi görüyorSpor
Eyüpsultan Yaz Okulları büyük ilgi görüyor
Anayurt Gazetesi
KünyeKünye İletişimİletişim ReklamReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri