Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    5,7555
    Dolar
  • Euro
    6,3949
    Euro
  • Altın
    272,952
    Altın
  • Bist-100
    108.659,00
    Bist-100
  • ADANA
    5/17°
    ADANA
  • ANKARA
    -5/6°
    ANKARA
  • ANTALYA
    1/16°
    ANTALYA
  • BURSA
    4/12°
    BURSA
  • ISTANBUL
    2/11°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    1/15°
    IZMIR
  • KONYA
    -4/5°
    KONYA
Facebook Twitter Linkedin
Whatsapp İhbar Hattı
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
PKK'lı 5 terörist Silopi'de teslim oldu
PKK'lı 5 terörist Silopi'de teslim oldu
Marmara'da çok bulutlu hava bekleniyor
Marmara'da çok bulutlu hava bekleniyor
Davi'den İstanbul Havalimanı'na övgü
Davi'den İstanbul Havalimanı'na övgü
Organik kovan başına 10 lira destek
Organik kovan başına 10 lira destek
HABERLER>GÜNCEL-DİZİ
3 Mayıs 2011 Salı - 15:44

Bir diş ağrısı (43)

Örneğin, belki de batıl ve hurafe inançlı biri olmakla suçlanma olasılığını göze alarak şahidi olduğum bir olayı anlatacağım.

Bir diş ağrısı (43)

“Düşüncelerimizin Hayatımıza Etkisi” adında bir ders vermiştim. Bu dersimde vücudumuzdaki mikropların, virüslerin, bakterilerin düşüncelerimiz paralelinde nasıl çalıştıklarını anlatmıştım. Sanıyorum bir veya iki ders sonra bir bayan öğrencim yaşadığı şu olayı anlattı. “Evimde uyumak üzere yattım, saat gece 12'ye yaklaşırken diş ağrısıyla uyandım. Bir dişim öyle ağrıyordu ki ne yapacağımı şaşırdım. Evde yalnızdım, dişime aspirin bastırdım, kolonya koyup pamuk bastırdım, uyuşturucu ilaç içtim. Fakat ne yaptıysam diş ağrımı durduramıyordum. Saat gece yarısından sonra 2'ye geldi. Diş ağrımdan duramıyordum, bu saatten sonra diş doktoru nerede bulacaktım.

Bu çaresizlik içinde kıvranırken sizin dersinizde anlattıklarınız aklıma geldi. Hemen kendimi toparladım ve dişimdeki dindiremediğim ağrıları yapan mikroplarla samimiyetle ve içtenlikle konuşmaya başladım. 'Sevgili mikroplar neden benim canımı acıtıyorsunuz. Oysa ben sizi seviyorum, ben sizden memnunum, ne olur oturduğunuz yerde canımı acıtmadan oturun, sizinle kardeş kardeş yaşayalım. Gelin ne olur benim canımı acıtmaktan vazgeçin, ben sizi seviyorum siz de beni sevin' gibi benzeri sözler söylemeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Tahminen on-onbeş dakika sonra bütün diş ağrım kesildi. Hiçbir şeyim kalmadı” diye anlattı.

 

Pek tabii ki bunun bugünkü bilimle bilimsel açıklaması yapılamayacağından bu ve bunun gibi olaylara “Bunlar bilimdışı, savsata şeyler” deyip işin içinden çıkacağız. Buna biraz bilimsel yaklaşanlar “Efendim bu bir telkin olayıdır, o kişi kendi kendisini telkin etmiş ve diş ağrısının dindiğini zannetmiş” diyeceklerdir.

Bu bir telkin olayı da olsa, demek ki mikroplara o

 

lmasa bile kendi bünyemize böylesine etkili bir telkinde bulunabiliyoruz. Bu da az bir şey mi? bizim de anlatmaya çalıştığımız az çok bu değil mi? yani beden yapımıza düşüncelerimizle etkileyebilmek.

Lütfen çevrenizde bir gözlem yapınız, bu gözleme kendiniz de dahil olunuz.

Hiçbir hastalığı olmadığı halde sırf hastalık kuruntuları ile kendilerini hasta edenleri, gerçekte hasta olduğu halde sırf sağlık düşünceleri ile hastalıklarını ve özellikle düzelmez dedikleri hastalıkları bile yenip sağlığına kavuşan insanları çevrenizde görünüz.

Düşüncelerimizin beden ve psikolojik yapımız üzerinde yaptığı etkiyi çok güzel açıklayan ve çok beğendiğim bir yazıyı dikkatinize sunmak istiyorum ve sizden bu ve bunun gibi yazıları okumanızı, bunların üzerinde düşünmenizi rica edeceğim.

3- İç Yapımıza ve Dış Ortama Yönelik Düşüncelerimiz

Babasını Öldüren Çocuk

Yaşamımızda bazen öyle anlar yaşarız ki, o an içinde düşüncelerimiz hem kendi içimize hem de dış yaşama yönelik olabilir. bu durumlarda hem kendi iç yapımızı hem de dış ortamdaki olayları etkileyebiliriz. Böyle bir olay veya oluşum izin verebileceğim ve bilebildiğim en güzel örnek. Faruk EREM’in “Bir Ceza Avukatının Anıları” kitabında anlattığı bir olaydır. Bu olayı Sayın Faruk EREM’in yazdığı şekliyle aynen nakletmeyeceğim, aklımda kaldığı kadarıyla kendi ifademle anlatmaya çalışacağım. Özetle olay şudur.

Adana’da bir genç babasını öldürür. Savunma avukatı da Faruk EREM’dir. Fakat savunmanın elinde çocuğu savunacak kuvvetli deliller bulunmamaktadır. Bütün deliller çocuğun aleyhindedir. Uzun bir mahkeme sonucu çocuk idama mahkum oluyor. Faruk Erem mahkemeden idam kararını alarak hapishaneye çocuğa tebliğ etmeye gidiyor. Faruk Erem çocuğu kurtaramadığı için üzgündür, fakat yapacak hiçbir şeyi yoktur, çünkü çocuğu savunacak onu haklı çıkaracak lehinde en ufak bir delil yoktur. Çocuk da zaten idam kararını beklemektedir. Faruk Erem’i görünce “İdam kararımı onaylandı mı?” diyor. Faruk Erem üzülerek “Evet onaylandı” diyor.

Daha sonra Faruk Eremle çocuk arasında şöyle bir konuşma geçiyor.

F.E.: Delikanlı, ne mahkemede ne de bana neden babanı öldürdüğün hakkında bir açıklama yapmadın. Bak idam kararın onaylandı, idam edileceksin. Merak ediyorum ve soruyorum babanı niçin öldürdün. Baban seni çok mu dövüyordu?

G.: Hayır babam beni hiç dövmedi.

F.E.: Peki, sana bakmıyor, seni aç mı bırakıyordu?

G.: Hayır. Babam bana çok iyi bakıyor çok iyi besliyordu.

F.E.: Peki, anneni mi dövüyordu veya annene mi kötü davranıyordu?

G.: Babam annemi çok seviyordu ve ona çok iyi bakıyordu.

F.E.: Be oğlum o zaman niçin öldürdün. Baban ne yaptı da öldürülmeyi hak etti? Diye biraz da sitem ederek gence soruyorum.

G.: Valla avukat bey, bunu ben de bilmiyorum. Her halde benim içinde şeytan var. Çünkü ben babamı hiç, ama hiç sevmiyordum. Öylesine ki babam beni sevmek için elini uzatsa, sevmek için uzatılan o elden ürperiyordum, o ele nefretle bakıyordum” diyor.

Faruk Erem bu durum karşısında merak, kırgınlık ve kararsızlık gibi karmaşık duygular içinde çocuğun yanından ayrılıyor. Hapishanenin dışına çıktığında çocuğun annesi ile karşılaşıyor. Çocuğun annesine de idam kararını bildirdikten sonra, çocukla aralarında geçen konuşmayı naklediyor ve bu sefer merakla annesine soruyor. “Bu çocuk babasını neden öldürdü, sen biliyor musun?” diye soruyor. Anne ağlayarak “Avukat bey, çocuğumun öldürdüğü kişi onun öz babası değildi” diyor.

 

Faruk Edem bunun üzerine şaşkınlık içinde kalıyor ve kadın şu olayı anlatıyor.

“Köyümüzde genç kızken bir gençle tanıştık ve birbirimizi sevdik. Gelip beni istediler ve sözümüz kesildi ve hatta nişanlandık. Evliliğe doğru hazırlık yapıyorduk ve bu arada biz gençle buluşup sevişiyorduk. Bu sevişme sırasında ben gençten halime kaldım. Nasıl olsa evleneceğiz diye ben bunun üzerinde durmadım. İki – ikibuçuk aylık halime iken genç benimle evlenmemek için köyden kaçtı gitti. Aradan 15-20 gün geçti bugün evli olduğumu kişi gelip beni ailemden istedi. Ailemde beni bu adamla evlendirdi.

 

Evliliğimizden yaklaşık üç ay sonra ben rahatsızlandım, kocam beni bir doktora götürdü. Doktor muayene sonunda kocama benim altı aylık hamile olduğumu söyledi. Oysa biz üç aylık evliydik. Kocam bunun üzerine perişan oldu. Eve geldiğimizde bana yaptığı işkenceler ve attığı dayaklar sonunda kimden halime kaldığımı söylettirdi. Aynı köyden olduğumuzdan beni hamile bırakan genci tanıyordu.aradan bir hafta on gün geçmişti ki kocam “Ben bir iş için üç-dört günlüğüne şehir dışına gideceğim, bana biraz yolluk hazırla” dedi. Ben de istediği yolluğu hazırladım ve kocam hazırladığım yolluğu alarak gitti. Dört gün sonra geldiğinde çok heyecanlıydı. Beni bir odaya çekerek, beni hamile bırakan genci bulduğunu ve onu öldürdüğünü söyledi. Bu arada bana da Kur’an üzerine el bastırarak bunu ölünceye kadar kimseye söylemeyeceğime dair yemin ettirdi” diyerek sözünü bitirdi.

Bunun üzerine Faruk Erem kadına “Gel bana anlattığın bu olayı mahkemede de anlat, mahkemeye bir dilekçe vererek durumu açıklayalım belki idam kararını durdurur. Çocuğunu kurtarabiliriz” diyor. Kadın “Hayır avukat bey bu benim kaderimmiş. Yeni dava açmayalım” diyor ve çocuk idam edilerek bu olay da böylece kapanıyor.

Sayın Faruk Erem’le bu konu üzerinde yaptığımız bir sohbette “Ben bu olayın oluşumuna akıl erdiremedim, özellikle üvey babasının onu sevmek için uzattığı elden bu çocuğun korkmasına ve o ele nefretle bakmasını nedenine bir türlü aklım ermedi, bunu anlayamadım” demişti.

Sayın Faruk Erem’e yaptığım açıklamayı şu anda sizlere de yapmaya çalışacağım.

Olayı gözümüz önüne getirelim. Bir genç kız sevişme sonrasında bir gençten hamile kalıyor. Halime kalma olayı kızın yumurtasının erkeğin spermi ile birleşmesi ve döllenmesi sonucu oluşan bir olaydır. Sperm nedir? erkeğin bütün genetik yapısını içinde taşıyan bir hücrecik. Peki, genetik yapı nedir? gen, genetik biliminde, spesifik (özel, hususî) bir özelliğin kuşaktan kuşağa geçişini kontrol eden faktördür, etkendir. Yani bir bebek anne rahminde anne ve babasının genetik özelliklerini algılayarak oluşumunu tamamlamaktadır.

 

Yalnız bir bebek anne rahminde anne ve babasının genetik özelliklerini algılayarak oluşumunu tamamlamaya çalışan bebekteki genetik yapıların, anne babadan bağımsız olmamaları, yalnızca ana rahminde oluşumunu tamamladığı süre içinde değil, doğumundan ölüme dek anne genlerinin anne ile, baba genlerinin baba ile bir bağlantı ve iletişim içinde bulunmalarıdır. Yani, anne rahminde olsun doğumdan sonraki yaşamı içinde olsun, annenin içinde bulunduğu psikolojik durumları anne genleri, babanın psikolojik durumlarını da babadan gelen genler tarafından algılanmaktadır.

 

 Ne algılıyorsa algıladığı şeye göre de tavrını koymaktadır.

Bu olayda da bu algılama olayı olmuştur. Gerçek baba üvey baba tarafından sopayla ve bıçakla vurularak öldürülürken, kedisine vuran ele ve adama karşı içinden çok korkunç derecede kin, nefret ve intikam gibi olumsuz duygular içindeydi. Kendisini öldüren adama kin, nefret ve intikam, duygularıyla bakıyordu. İşte babanın öldürülme anındaki bu duygularını ana rahmindeki bebeğin babaya ait genleri tarafından algılandı ve bebek bu algılanan duygularla kendini tamamladı. Kısaca bebeği oluşturan genetik yapı içinde babadan alınan kin, nefret, intikam gibi duyguların etkinliği bulunuyordu ve bu duygular çocuğun genetik yapısına egemendi.

 

Çocuk büyüyüp delikanlı olduğu zaman, babadan gelen genetik yolla algıladığı kin, nefret, intikam duyguları çocuğun bütün benliğine egemen oldu. öylesine ki, üvey babasının kendisini sevmek için uzanan elinden babasını öldürdüğü an yayınladığı frekansları algılıyordu. Onun için kendisine sevgiyle uzanan elden sevgi frekansları değil, özbabasını öldüren frekansları algılıyordu. Ve sonunda bu algılama ve etkilenme durumu kaçınılmaz sonucu oluşturdu.

YARIN İNSANLIK İÇİN ÜÇ BÜYÜK TEHLİKE

 

 
Yaşamın Yankısı (41)
 
İnsanlık için üç büyük tehlike (44)
YORUMLAR
 Onay bekleyen 1 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Yaşamın Yankısı (41)
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ...
İnsanın iki yapıtaşı (40)
Gençliğimde ve bekarlığımda bir eve misafirliğe gitmiştim. Ev sahibi durumunda ...
Düşüncelerimiz ve sağlığımız (39)
ALKOLİZM: Alkollü içkilere karşı duyulan ve vazgeçilemeyen tutku.
 
Madde ve Mana (38)
Tıp biliminde genetik üzerinde yapılan değişikliklerle nice hastalıkların ...
Hücre Yapımız ve Düşüncelerimiz (37)
Her hücrenin kendi yapısı içinde ve kendine özgü DNA, RNA ve genetik yapıları bulunmaktadır...
Düşüncelerimiz (36)
Mesai sonunda işyerimden çıkmış evime gitmek için belediye otobüsüne bindim...
 
Düşüncelerimiz (35)
Yetişkin insanlarda iletişim olayını olumlu ve olumsuz etkileyen en büyük ...
Din ve kuantum (34)
Parapsikoloji ile ilgili bir yazıda okumuştum. Çatlayan vazo, nerede, ...
Din ve kuantum (33)
Dr. Masaru Emoto, müziğin suyun yapısı üzerindeki etkilerini fotoğraflarla kanıtlıyor.
 
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Elveda TANIK
Elveda TANIK
‘Kaz yemek’ suç mu oldu?
Melike BOSTAN
Melike BOSTAN
Zehir santralleri
İsmail Hakkı Pekin
İsmail Hakkı Pekin
Uzun soluklu mücadele
Orhan SELEN
Orhan SELEN
Türkiye yönünü arıyor
M. Yahya EFE
M. Yahya EFE
Türkü Şairi
Osman BAŞ
Osman BAŞ
Türk Dünyası’nın Öncüleri:16
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim KünyeReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva