Anayurt Gazetesi
SİYASET TÜRKİYE EKONOMİ DÜNYA SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Whatsapp İhbar Hattı
22 Nisan 2011 Cuma - 14:26

Hayvanlarda içgüdü (32)

Yemek yedirebilmek başlı başına bir olaydı. Birgün yeğenim bebek iskemlesini terk etti, Rinka’nın kulübesine doğru emekleyerek gitti.

Hayvanlarda içgüdü (32)
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

Biz merakla durumu izliyorduk. Dev köpek Rinka tabağındaki yemeğini yiyordu. Bebek yeğenimiz, köpeğin tabağından Rinka ile birlikte yemek yemeye başladı. Annesi ve eşim haklı olarak telaşlandılar. Bir el hareketiyle onları durdurdum. Rinka kızmadı ancak küçük dil hareketleriyle bebeğin minnacık elini tabaktan uzaklaştırmaya çalıştı. Bundan sonra her gün bu küçük oyun tekrarlanıyor, köpeğin itmesine rağmen bebek aynı tabaktan yemeyi başarıyordu. İşin gerçeği şuydu:

Küçücük yeğenim dev köpeğin yanında kendisinden bilmeden esirgediğimiz rahat ortamı, özgürlüğü, doğal olabilme ve istediği gibi yaşama hakkını Rinka’nın yanında bulmuştu. Bugün, yeğenim, her çocuk gibi normal yaşamını sürdürüyor. Bunu Rinka’ya borçluyuz.”

Pis Dam Kedisi Kendisine Yasak Cenneti İstemiyor

Dr. Michel Klein’in kitabından dikkatimizi çeken ikinci olayı da yazmadan geçemeyeceğim.

“Bir genç ressam hanım dostum, Paris’te bir evin son katında tek başına oturuyordu. Hayvanlara karşı bir yakınlığı yoktu. Hani biri “Yahu yalnız oturuyorsun, bir hayvan beslesene, hem bir dostun olur fena mı?” diyecek olsa, herhalde reddederdi. Bir gün bitişik evin damından gelen perişan bir kedi göründü penceresinde. Genç kadın tiksinmekle birlikte kediye acır ve onu besler, ama hiç içeri almazdı ve penceresini kapalı tutardı. Böylelikle 6 ay boyu kedi her gün oraya gelip karnını doyurma alışkanlığı edindi ve kendisini besleyen velinimetini birkaç saniye süzdükten sonra giderdi.

Ona hiç evi gezme, belki de yerleşme düşleri kurduğu sıcak daireye girme hakkı, yasak cennette yaşayabilme şansı tanınmazdı. Kedi bir gün kayboldu. Aradan haftalar geçti ve kedi geri geldi. Ressam dostumuz, sevinç içinde ona biftek parçaları ve salata hazırladı, ancak o bu lüks yemeğe yüz vermedi ve arkadaşımın açık bıraktığı pencereden içeri dalar. Birkaç saniye evde dolaşır, sonra arkadaşımın dizlerine teşekkür anlamında mırıldanarak sürtündü ve tam dostum onu artık bütün gün eve almaya karar vermişken aniden pencereye sıçradı ve gitti. Dostum onu bir daha göremedi.

Neyse, nasıl izah edilir kedinin bu tutumu? Niçin ilk gün arkadaşımın penceresinin önünde durdu da bir başka pencere önünde durmadı? Bu bir tesadüf mü? Ancak hayvanları yakından etüd etmiş, incelemiş herkes bunun bir tesadüf olmadığını söyleyebilir? Bir hayvan ilk anda kendisine duyulan tiksinti duygusunun ötesinde, kendi lehine oynayacak bir niteliğin, bir üstün duygunun varlığını fark etmişti. Ancak nasıl bu işi kendi lehine çevirebilmişti? Onurunu muhafaza ederek. Ne sürünmüş, ne inlemiş, ne de ihanet etmişti. Temerküz, toplama kamplarında insanların hayatta kalabilmek için her şeyi ama her şeyi yapabildikleri, yaptıkları anımsanırsa, hayvanların onuru daha iyi anlaşılır.

Dr. Michel Klein’in “Onlardan Neler Öğreniyoruz” isimli kitabındaki bu alıntılar, 17-18 haziran 1979 tarihli Hürriyet Gazetesinden alınmıştır.

Benim Kedim

Hayvanlarla ilgili bu bölümü daha önce yazmış olduğum kendi kedimle ilgili bir anımı yazarak bitirmek istiyorum.

Ortaokulun birinci sınıfında top oynarken ayağım kırılmıştı. Beni okuldan hastaneye götürdüler ve kırık ayağımı alçıya alarak hastanede yatırdılar. Üç gün sonra hastaneden çıkararak evimize getirdiler. Ayağım alçıda ben yatıyordum. Duyan komşular geçmiş olsun demeye geldiklerinden odanın içi oldukça kalabalıktı. Girenler çıkanlarla odanın kapsı açılıp kapanıyordu. Bir aralık kapıda kedim göründü. Kedim önce odadaki kalabalığa çekinerek bakındı, bakınırken beni karyolada yatarken görünce, taa kapının yanından karyolaya öyle bir zıpladı ki. Geldi iki ön ayaklarını boynuma dolayıp, sevgi mırıltılarıyla yüzümü yalamaya başladı. Odada oturanların hepsinin bu manzara karşısında gözleri yaşarmıştı.

Annem, ben evde olmadığım üç gün boyunca kedimiz miyavlayarak bütün odaları dolaşarak beni aramış. Sofrada hep benim oturduğum yere gelir, miyavlayarak sofradakilerin gözlerine bakarak benim nerede olduğumu sorarmış.

Evinde kedi-köpek gibi benzeri hayvan bulunduranlar burada yazdıklarından çok daha fazlasını görmüşler ve yaşamışlardır.

Kendimizi tanımak ve anlamak istiyorsak Dr. Klein’in dediği gibi hayvanları yakından tanıyalım ve anlayalım. Çünkü birçok davranışımızı onların davranışları içinde görebiliriz.

Kesin olarak kimin tarafından söylendiğini bilmediğim fakat Neyzen Tevfik tarafından söylenildiğini sandığım güzel bir söz vardır.

“İnsanlar, eşek, köpek gibi bazı hayvanların isimlerini birbirine hakaret etmek için söylerler. Hayvanlar bunu bilseler ve insanları mahkemeye verseler, insanları mahkum ettirirlerdi” diyor.

Bir bilge kişi de şu güzel sözü söylemiş.

“Hayvanları yakından tanıdıkça insanlığımdan utanıyorum” diyor.

Ben bu sözlere katılıyorum, sizler ne düşünürsünüz bilemiyorum?

DİN VE KUANTUM

Ortak Özellikler

Bu yazdıklarınız, örnekleriniz iyi, güzel, doğru olabilir ama bütün bunların din’le, Kuantum’la ne ilgisi var, dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Bu ilgiyi ve ilişkiyi görebilmek için dünyamız üzerinde yaşamın var oluş sıralamasını ve bu var oluştaki ortak özelliği görebilmemiz gerekir. Bunun için de bütün varlıkların var oluşlarındaki temel yapıyı görebilmeliyiz.

M.Ö. 600 yıl öncesinden başlayarak günümüze kadar Dünyamız üzerinde yaşamın var oluşunu inceleyen Darwin’de dahil olmak üzere bütün düşünürler ve bilim adamları yaşamın suda başladığı hususunda hem fikirdirler. Suda başlayan bu yaşam, insanoğluna gelinceye kadar tekamül etmiş, gelişim göstermiştir.

İnsanoğluna gelinceye kadar kabul edilen bu gelişimin varlığında bir kısım bilim adamları bunun Allah denilen bir gücün varlığına, Darwin ve Darwin’den sonraki bazı bilim adamları da bu gelişimin tabiat tarafından tesadüfen, rastgele oluştuğu görüşünü savunmaktadırlar. Biz şimdilik bu görüşlerin hangisi haklı, hangisi haksız olduğu üzerinde durmayacağız. Buna daha ileride değineceğiz.

Bizim şimdilik üzerinde duracağımız husus, bütün varlıkların var oluşunda etkin rol oynayan ve oynamakta olan “su” denilen varlığın veya olgunun üzerinde durmak olacaktır. Dünyamızı inceleyiniz, dünya yapımızın yaklaşık dörtte üçünün sudan oluştuğunu görüyoruz. Canlı dediğimiz bütün varlıkların temel yapısının da yüzde elliden fazlasının sudan oluştuğu görülmektedir.

Buraya kadar yazdığımız ve açıklamalar yapmaya çalıştığımız bitkilerin, hayvanların ve insanların ortak yapılarına bir bakınız. İnsanoğlunun yapısının cenin denilen dönemde hemen hemen yüzde yüzünün sudan, ihtiyarlık dediğimiz döneme kadar yapısının yüzde yetmişinin, ihtiyarlık denilen dönemde de yapısının yüzde ellisinin su olduğunu bilimsel olarak kabul edilmektedir.

Dünyamızda canlı varlık dediğimiz bütün varlık yapılarının ortak noktası, yapılarının yüzde elliden fazlasının sudan oluşmasıdır. Öyle ise su ve suyun özellikleri bütün varlıklar üzerinde en büyük ve en etkin ortak nokta olmaktadır. Şimdi bütün varlıkların var oluşunda ilk ve etkin ortak nokta olan suyun yapısal özelliğine bir bakalım. Böylece ot dediğimiz bitkiden, insanoğluna kadar bütün varlıkların ortak karakteristik özelliğini de öğrenmiş oluruz.

Su üzerinde benim bilebildiğim kadarıyla ilk bilimsel araştırma Japon bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu araştırma ile ilgili bilgi; “Bütün Dünya-Mayıs-2004-Sayı:192297” sayısından alınarak yazılmıştır.

Tatlı Söz ve Müzik Suyu da Etkiliyor

“Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, kar taneciklerinin ve suyun moleküler yapısının, insanların düşüncelerinden (lütfen dikkat edin, düşüncelerinden, bunu unutmayın), sözcüklerinden ve dinlediği müzikten etkilendiğini ileri sürüyor.

Çünkü bu konuda uzun süren çok ciddi bir araştırma yaptım ve bu gerçeği bilimsel olarak saptadım” diyor.

“İnsanların yaşam kalitesinin, vücutlarındaki ve yerküredeki suyun kalitesiyle bağlantılı olduğunu ileri süren ünlü bilim adamı, “Yaşama geçirilen olumlu düşünceleriyle insanların, kendilerini ve yaşamakta oldukları gezegeni iyileştirme gücüne sahip olabildiklerini” kanıtladığını bildiriyor.

DEVAMI YARIN

ÖNCEKİ HABER   SONRAKİ HABER
Hayvanlarda içgüdü (31)
 
Din ve kuantum (33)
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
'Güven tamamen yerle bir edildi'Siyaset
'Güven tamamen yerle bir edildi'
Denetimsiz gıda takviyeleri ölümcül olabilirTürkiye
Denetimsiz gıda takviyeleri ölümcül olabilir
Büyükataman’dan Kılıçdaroğlu’na tepkiSiyaset
Büyükataman’dan Kılıçdaroğlu’na tepki
Selçuk: EBA altyapısı giderek daha da güçlenecekTürkiye
Selçuk: EBA altyapısı giderek daha da güçlenecek
Şoför yolcuyu bıçakladıTürkiye
Şoför yolcuyu bıçakladı
Türkiye ve Yunanistan istikşafi görüşmelere hazırSiyaset
Türkiye ve Yunanistan istikşafi görüşmelere hazır
Sağlıkçılardan Keçiören’deki saldırıya tepkiTürkiye
Sağlıkçılardan Keçiören’deki saldırıya tepki
Şiddeti önleme çabamız devam edecekTürkiye
Şiddeti önleme çabamız devam edecek
Eğitimde fırsat eşitliği sağlanacakSiyaset
Eğitimde fırsat eşitliği sağlanacak
Gelir İdaresi'nden memnuniyet arttıEkonomi
Gelir İdaresi'nden memnuniyet arttı
Anayurt Gazetesi
KünyeKünye İletişimİletişim ReklamReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri