Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    5,7169
    Dolar
  • Euro
    6,3065
    Euro
  • Altın
    269,021
    Altın
  • Bist-100
    106.588,40
    Bist-100
  • ADANA
    10/22°
    ADANA
  • ANKARA
    -4/15°
    ANKARA
  • ANTALYA
    9/18°
    ANTALYA
  • BURSA
    9/17°
    BURSA
  • ISTANBUL
    10/17°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    12/20°
    IZMIR
  • KONYA
    -3/11°
    KONYA
Facebook Twitter Linkedin
Whatsapp İhbar Hattı
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Gıdada kirliliğe son
Gıdada kirliliğe son
Depodaki yakıta takip
Depodaki yakıta takip
Kardeşini başbakan atadı
Kardeşini başbakan atadı
Hava sıcaklığı azalacak
Hava sıcaklığı azalacak
HABERLER>GÜNCEL-DİZİ
27 Nisan 2011 Çarşamba - 16:13

Hücre Yapımız ve Düşüncelerimiz (37)

Her hücrenin kendi yapısı içinde ve kendine özgü DNA, RNA ve genetik yapıları bulunmaktadır...

Hücre Yapımız ve Düşüncelerimiz (37)

Bir hücrenin genetik yapısı içinde 30 bin şifre bulunduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Gözle görünemeyecek küçüklükteki bu hücrelerin içine bu 30 bin şifre nasıl oluşmuş ve nasıl yerleştirilmiştir? Ve hücrelerin içindeki daha henüz ne olduklarını bilmediğimiz binlerce genetik hücre nasıl çözümleniyor ve nasıl harekete geçiyor?

Buraya kadar yazdıklarımızı ve açıklamalarımızı lütfen gözünüzün önüne getirin. Alexsis Carvel “İnsan ve Dünya” adlı kitabında beynimiz için “Beyin kainatın merkezidir” diyor. Biz şimdilik beynimizin kainatın merkezi olmasını bir kenara bırakalım, yalnızca “Bedenimizin Merkezi” olarak kabul edelim.

İşte bu merkez güç, merkez santral sahip olduğu enerjiyle, vücudumuzu oluşturan hücre yapımıza hücre yapımız içindeki genetik şifrelerimizi uyandırmakta ve onları işlevleri doğrultusunda harekete geçirmekte ve iş yapar hale getirmektedir. Hücrelerimizi ve hücrelerimiz içindeki içgüdü gibi çalışan genetik yapımızı harekete geçiren duygu ve düşüncelerimizdir. Biz ne düşünüyorsak o düşüncelerimizi yerine getirecek olan organlarımızı oluşturan hücrelerimiz beynimizden aldığı emirlere göre kendini düzenlemekte ve aldığı emri yerine getirmek için gereken işlevi yapmaktadır. Vücudumuzu oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücre beynimizden gelecek olan emirlere veya sinyallere göre emre amade bekler durumdadır. Vücudumuzda yalnızca kalbimiz hariç diğer organlarımız beynimizden aldığı emir ve uyarılara göre işlevlerini yerine getirmektedir.

Çünkü kalbimiz de vücudumuzun beynimizden sonra ikinci santrali ikinci merkezi durumundadır. Gerçi kalbimizden başka bazı salgı bezlerimiz de kendiliğinden otomatik olarak faaliyete geçip gerekli salgılarını salgılamaktadır. Aslında onları da faaliyete geçiren bedenimizden gelen uyarılarla olmaktadır. Amacımız burada tıp veya anatomi bilgisi vermek değil, zaten bu bilgilerin detayları bizim bilgimizi aşan bilgilerdir.

Bizim burada anlatmaya çalıştığımız yaklaşık 100 trilyon hücremizin iç yapısı ve bu iç yapısının beynimizden aldığı sinyallere, emirlere uyarak çalışmasıdır.

Hücre yapımızın içindeki genetik şifrelerimiz, beynimizden gönderdiğimiz düşüncelerimizin frekansı ile faaliyete ve işleve geçmektedir. Hücrelerimizin ve dolayısı ile beden yapımızdaki organlar, kendilerin gelen uyarılar doğrultusunda faaliyete geçmektedir. Çünkü yapımızın, daha doğrusu genetik yapımızın gelen şifreleri doğru mu, yanlış mı, buna uyayım mı, uymayayım mı diye bir tahlil ve değerlendirme gücü yoktur. Hücrelerimiz ve organlarımız kendisine gelen frekanslara yani emirlere aynen uyar ve onları uygulamaya sokar. Yani bizden aldığı frekansları bir emir olarak algılar ve emirleri aynen uygular. Bu emirler kendisinin aleyhine de olsa uygular, çünkü red etmek hakkı ve yetkisi yoktur.

Örneğin, hastalık kuruntusu içinde olan insanlar, kendi organları üzerine yani kendi genetik yapısına devamlı hastalık emirleri gönderdiklerinin farkında değildirler. Kendi organlarına kendisi hastalık emirleri gönderiyor, organları da emirleri yerine getirip hastalandığında da “Ben neden hastayım, hasta oluyorum” diye saf saf kendisine ve etrafına sorar.

Gelin bunun tersini uygulayın ve sonucunu görün. Örneğin, diyelim ki, bir organınızda doktorlar tarafından konulmuş bir hastalık teşhisi var. Siz derhal buna karşılık vücudunuzdaki diğer sağlıklı organ ve hücrelerinizi düşünerek onlara sizde hastalık yapan, hastalığınıza neden olan o organınızda mikrop, bakteri her neyse bunların sağlıklı hücreler tarafından saldırılarak yok edildiğini düşünün. Ama düşünce yüzeysel bir hayal şeklinde değil, inanç şeklinde olmalıdır. Yani düşündüğünüz gibi olacağına inanacaksınız. Bu düşünce güçleri ve inançları sayesinde hastalıklarını, hatta kanser hastalıklarını yenen insanlar yok mu? Veya en azından böyle kişileri duymadınız mı?

Bir dergide okumuştum ama şu anda ne zaman ve hangi dergide okuduğumu anımsayamıyorum. Olay beni etkilediği için unutamadım, sizlere de anlatmadan edemeyeceğim.

Düşünce Gücü ve Kanser

Hatırımda kaldığına göre Amerika’da 40 yaşlarında bir adama kanser teşhisi konuyor. Adam inanamıyor, fakat hangi doktora, hangi hastahaneye gitse aynı teşhis kesinlikle konuluyor. Adam öyle bir inançla “Hayır bende kanser değil, hiçbir hastalık yok” diyor ve her sabah yatağından kalkarken inançla “Bugün iyiyim, yarın daha iyi olacağım” diyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Adam 84 yaşında bir trafik kazasında ölüyor.

Ben gözlerimle görmedim, fakat görenler anlattılar. Genç yaşlarımda apandisit ameliyatı için Eskişehir’de S.S.K hastahanesine yattım ve ameliyat oldum. Bu olayı orada oda arkadaşlarım anlattılar. Bir adam midesindeki rahatsızlık için hastanede ameliyat edilmek için ameliyat odasına alınıyor. Ameliyat masasında midesi açıldığında doktorlar ürperiyor, neresini alsınlar, çünkü tümör bütün mideyi ve bağırsakları kaplamış. Hiç bir şey yapmadan açtıkları yeri kapatıyorlar. Hasta yatağında kendisine geldiğinde doktorlar bir nezaket gereği hastaya “Hadi geçmiş olsun, mideni tamamen temizledik, hiçbir şeyin kalmadı” diyorlar.

Diğer taraftan da doktorlar, hemşirelere “Bu hastanın bir haftalık ömrü kaldı, ne isterse verin” demişler. Hasta, doktorlara ve doktorların söylediklerine öylesine içtenlikle inanmış ki. Neşesi yerine gelmiş, çevresindeki hastalarla, hemşirelerle gülüşmeye, şakalaşmaya başlamış. Aradan bir hafta, iki hafta hatta bir ay geçiyor, ölümünü bekledikleri hastanın ölmesini bırakın tamamen iyileşme belirtileri görülüyor. Doktorlar bu işe şaşırmakla beraber biraz daha sabrediyorlar, fakat hastada ölümü bırakın, en ufak hastalık belirtisi görmüyorlar. Bunun üzerine doktorlar hastayı alarak röntgenlerini çekiyorlar ve şaşırıyorlar, görüntü aynasına alıyorlar bu sefer daha fazla şaşırıyorlar.

Çünkü hastada en ufak bir hastalık izi görmüyorlar ve adam iki ay sonra hastaneden güle oynaya çıkıp gidiyor.

Kendi Düşünce Deneyimim

Şimdi sizlere, yobazlıkla suçlanacağım tehlikesini göze alarak yaşadığım ve hala yaşamakta olduğum bir olayı anlatmak istiyorum.

Ben karakterim olarak böyle şeylere önem vermediğim ve üstünde durmadığımdan gerekli evrakları da saklamadım. Onun için yanlış anımsıyor olabilirim. İlk kalp spazmını 1986’da geçirdim. Önem vermediğim için üzerinde durmadım. İkinci spazmı geçirdiğimde Ankara Gazi Üniversitesi Hastanesine yatırıldım ve orada anjio oldum. Tarih 18.11.1993

Anjio sonuçlarım. Sağ Koroner Arter de damar tıkanıklığım %80 - %70 - %70

So Koroner Arter de: %95 – %95 %70-80 - %60-70 tam 7 damarım gördüğünüz miktarlarda kapalı bulundu.

Anjioyu yapan doktorlar telaşa kapıldılar ve beni anjio masasından doğrudan doğruya ameliyat masasına götürmek istediler. Ben kabul etmeyerek düşünmek için izin istedim. Doktorların söyledikleri şuydu. “3 senelik bir ömrün var, sigara ve içki içmiyorsunuz eğer kendinize iyi bakarsanız en fazla 5 sene yaşarsınız” dediler. Önüme konulan bu verilere rağmen ben nedense hasta olduğuma inanmıyordum. Benim feyiz aldığım manevi bir büyüğüm vardı. hem maddi hem manevi bilimde çok ileri bir insandı. “Bilim için çalışırken dinden, din için çalışırken bilimden uzaklaşmayın” diyen büyük bir insandı. Kendisi 3 Ağustos 1998 de maddi dünyamızdan ayrıldı. Çocuklarının iznini alamadığım için babalarının adını ne yazık ki yazamıyorum.

Bir gün eşimle birlikte ziyaretine gittik. Eşim ağlamaklı bir vaziyette durumumu bu büyüğümüze anlattı. O büyük insan eşime dönerek “Sen merak etme, eşin bizim kontrolümüz altında” diyerek elini kalbimin üzerine koyarak kalbimi sıvazladı ve bana “Artık korkma, korkacak bir şey yok” dedi. Ben o andan itibaren büyük bir inançla o büyük insana inandım ve 2007 yılında By-Pass ameliyatı olana kadar sağlıklı bir şekilde hayatımı sürdürdüm.

Bunları yazmakla sakın tıp bilimine inanmadığım veya onu küçümsediğim gibi bir anlam çıkarmayınız. Elbette tıp bilimine inanan bir insanım. Ama ben aynı zamanda inancın gücüne de inanan bir insanım. Ben inançla inandım ve bu inancımı devam ettiriyorum. Mesele bundan ibaret. Bugüne kadar da başarılı olduğum ve olacağım inancındayım. Bir başka deyişle tıbbın tıbbi müdahalelerini inanç gözümle de takviye ediyorum, destekliyorum.

YARIN MADDE ve MANA

 
Düşüncelerimiz (36)
 
Madde ve Mana (38)
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Düşüncelerimiz (36)
Mesai sonunda işyerimden çıkmış evime gitmek için belediye otobüsüne bindim...
Düşüncelerimiz (35)
Yetişkin insanlarda iletişim olayını olumlu ve olumsuz etkileyen en büyük ...
Din ve kuantum (34)
Parapsikoloji ile ilgili bir yazıda okumuştum. Çatlayan vazo, nerede, ...
 
Din ve kuantum (33)
Dr. Masaru Emoto, müziğin suyun yapısı üzerindeki etkilerini fotoğraflarla kanıtlıyor.
Hayvanlarda içgüdü (32)
Yemek yedirebilmek başlı başına bir olaydı. Birgün yeğenim bebek iskemlesini ...
Hayvanlarda içgüdü (31)
Bir Atın Fedakarlığı Hayvanların, insanları kazalardan, ölümlerden kurtardıkları ...
 
Hayvanlarda içgüdü (30)
Örneğin; güvendiğim bir dostum gözleriyle şahit olduğu bir olayı çok duygulu ...
Bitkilerle İletişim: İbrik Otu Bitkisi (29)
Böcekçil bitkilerden ibrik otları hemen hemen bütün tropik bölgelerde yetişirler.
Bitkilerle İletişim (28)
Örneğin; bir bitki veya çiçek topluluğuna bir hastalıklı veya zarar veren ...
 
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Namık Kemal ZEYBEK
Namık Kemal ZEYBEK
Türk töresinde kadının yeri
Melike BOSTAN
Melike BOSTAN
EYT bilmecesi
Orhan SELEN
Orhan SELEN
Haydi biraz düşünelim
M. Yahya EFE
M. Yahya EFE
Hüznü yaşayan bilir
Murat POLAT
Murat POLAT
Bakan Fahrettin Koca’ya atamaları sordum
Osman BAŞ
Osman BAŞ
Öğretmenim Şiiri
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim KünyeReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva