Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    5,7971
    Dolar
  • Euro
    6,4953
    Euro
  • Altın
    277,611
    Altın
  • Bist-100
    98.415,34
    Bist-100
  • ADANA
    17/28°
    ADANA
  • ANKARA
    9/21°
    ANKARA
  • ANTALYA
    15/28°
    ANTALYA
  • BURSA
    16/24°
    BURSA
  • ISTANBUL
    13/22°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    17/25°
    IZMIR
  • KONYA
    9/21°
    KONYA
Facebook Twitter Linkedin
Whatsapp İhbar Hattı
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Nuri Pakdil vefat etti
Nuri Pakdil vefat etti
Maaşları 17 yılda 21 kat arttı
Maaşları 17 yılda 21 kat arttı
Türkiye talip oldu
Türkiye talip oldu
Çin iletişim uydusu fırlattı
Çin iletişim uydusu fırlattı
HABERLER>GÜNCEL-DİZİ
1 Mayıs 2011 Pazar - 13:48

İnsanın iki yapıtaşı (40)

Gençliğimde ve bekarlığımda bir eve misafirliğe gitmiştim. Ev sahibi durumunda olan kişi Lise öğretmeni diğeri de çocuk doktoru...

İnsanın iki yapıtaşı (40)

Gençliğimde ve bekarlığımda bir eve misafirliğe gitmiştim. Ev sahibi durumunda olan kişi Lise öğretmeni diğeri de çocuk doktoru olan ve psikolojiyi en iyi bilen olması gereken iki kız kardeş. Lise öğretmeninin üç kızı, doktorun ise hiç çocuğu olmamış. Lise öğretmeninin büyük kızı yanımızda bulunmuyordu. Üç-dört yaşlarındaki küçük kızla dokuz-on yaşlarındaki ortanca kızları yanımıza bulunuyorlardı. Bir aralık çocuk doktoru olan ve abla durumundaki hanımefendi, kız kardeşine dönerek “Biliyorsun benim çocuğum olmadı sen bu kızlarından birini bana versene” dedi.

 

Kız kardeşi olan lise öğretmeni “olur” dedi ve ortanca kızı göstererek “Bunu sana vereyim” dedi. Doktor “Hayır ben bu küçük kızı istiyorum” deyince, kızın annesi “onu vermem ben onu çok seviyorum, sana bunu vereyim” diyor ve bu minval konuşmalar devam ediyor. Ben ne yapacağımı ne söyleyeceğimi şaşırdım. O küçük kızın Ne olur beni verme” dercesine annesinin kolları arasına sıkışması, ortanca kızın “yer yarılsa da yerin dibine batsam” dercesine utancından başını kaldıramayışını unutamıyorum ve gözlerimin önünden gitmiyor.

 

Demek ki bir şeyi bilmek başka şey onu uygulamak başka şey. Bir bilgiyi istediğiniz kadar biliniz eğer onu yaşamınızda uygulayamıyor, uygulanır şeklinde benimsemediyseniz o bilginin hiçbir faydası olmaz, hatta belki de zararı bile olur. Çünkü o bilginizi yanlış şekilde kullanabilirsiniz.

 

Belki de psikolojiyi en iyi bilen ve en iyi uygulayanlar spor hocaları ve antrenörlerdir diyebiliriz. Çünkü bu insanlar psikolojik yapının bedenimiz üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini en iyi bilen ve uygulayan kişilerdir.

 

Haddim olmayarak sizlerden önemli bir ricada bulunacağım. Bizzat kendi üzerinizde ve yakın çevreniz üzerinde olsun devamlı gözlem yapınız ve gözlemlerinizi mümkün olduğunca tarafsız, objektif ve bilimsel yapmaya çalışın. Örneğin; hangi ruh hali durumlarınızda beden yapınız hangi durumlarda olmaktadır, inceleyiniz. Örneğin, devamlı hastalığından şikayet eden insanların durumları ile, daima iyimser konuşan, olumlu düşünen insanları inceleyin. Aradaki farkı lütfen değerlendirin. Bu kitapta da yazdığımız hastalıklarda olumsuz, negatif düşüncelerle, olumlu, pozitif düşüncelerin biyolojik yapımız üzerindeki etkinliğe dikkat ediniz. Olumsuz, negatif düşüncelerin, insanın biyolojik yapısı üzerinde ne kadar yıkıcı, tahripkar etkiler yaptığını, buna karşılık olumlu, pozitif düşüncelerin de ne kadar olumlu, pozitif etkileri olduğunu görünüz.

 

Bu duruma yani olumsuz, negatif düşünceleri, insanın kendisine güvensizliği, olumlu, pozitif düşünceleri de insanın kendisine güvenmesi olarak değerlendirelim. Yani güven ve güvensizlik duygusunun insanlar üzerinde, bir başka deyişle biyolojik yapısı üzerindeki etkisine lütfen dikkat ediniz.

 

Bir eğitimcinin beğendiğim ve etkilendiğim güzel bir sözü vardır.

 

“Bir insanı öldürmek istiyorsanız, bıçak, silah gibi araç kullanmanıza gerek yok, ona güvensizlik duygusu kazandırın yeter, onu öldürmüş sayılırsınız” diyor.

 

Doğru değil mi? Bunu bizzat kendi yaşamınızda ve yakın çevrenizde görebilirsiniz. Kendi yaşamınızda kendinize güvensiz olduğunuz, güven duygunuzu kaybettiğiniz zamanları bir düşünün, ne durumdaydınız? Elinizi, ayağınızı bile kıpırdatmak, hiçbir iş yapmak istemiyordunuz. Yapmak zorunda kaldığınız işleri ya çok yavaş yapıyor veya onları baştan savma yapıyordunuz. Hiçbir şeyden zevk almıyor, en sevdiğiniz insanlardan bile mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyordunuz. Yediğiniz, içtiğiniz şeylerden zevk ve tat almıyordunuz. Yüzünüz gülmüyor, hastalıklı bir durum içindeydiniz. Bu veya buna benzer başka durumlar içindeydiniz. Öyle değil mi?

Niçin böyleydiniz? Bunun nedenini anlamak için hemen kendinizin dışındaki olaylarda aramayın, bunu kendi içinizde, kendi düşüncelerinizde arayınız. O zaman daha gerçekçi ve daha doğruyu bulmuş olursunuz.

 

Bu durum, bilim alanında olsun, sosyal yaşamda olsun, halk deyimiyle birçok isimlerle ifade edilmektedir. Örneğin, güven ve güvensizlik duygusu, moral ve moralsizlik durumu ve psikolojik etkileşimler gibi değişik isimlerle değerlendirilmektedir. Hangi isimlerle değerlendirilirse değerlendirilsin, fark etmez, çünkü etkinlik bakımından aralarında bir fark bulunmamaktadır.

Örneğin moral sözcüğünü ele alalım.

 

Moral ne demektir?

 

Halk arasında moral sözcüğü genellikle “güzel söz” olarak bilinir ve “güzel sözleri ile moral verdi” denilir. Moral güzel söz demek değil, moral bir enerjidir, kullanılışa göre hem negatif hem de pozitif enerjiye dönüşebilen bir enerjidir. Veren ve alan kişiye göre algılanan ve değerlendirilebilen bir enerjidir. Teknolojide, evlerimizde kullandığımız elektrik enerjisini düşününüz. Elektrik enerjisini çok güzel yapıcı işlerde kullandığımız gibi, çok yıkıcı, öldürücü, yakıcı şekillerde de kullanabilmekteyiz.

Moral, veren insanın düşüncelerini taşıyan, yansıtan bir enerjidir. Moral verenin yayınladığı düşünce enerjisini taşıyan frekanslar önemli olduğu kadar bu enerji frekanslarını algılayan kişinin o frekansları değerlendirmesi ve kullanma şekli de çok önemlidir. Bazen bu enerjinin frekanslarının karşı taraftan yanlış algılandığı ve dolayısıyla yanlış kullanıldığı da olmaktadır. Biz bunun üzerinde durmayacağız. Biz burada, moral enerjinin, frekansının doğru algılandığı ve doğru kullanıldığını kabul ederek bu husustaki düşüncelerimizi açıklayacağız.

 

Önce moral sözcüğünün sözlük anlamına bir bakalım. Önce Türkçe sözlük anlamına bir bakalım.

 

MORAL:

1- Maneviyat-Manevi,Ruhi kuvvet- Yürek gücü

 

2- Ahlak-Ahlak ilmi

 

MORAL VERMEK: Bir kimsenin manevi direnme gücünü arttırma-Maneviyatını yükseltmek-Cesaretlendirmek,Yüreklendirmek.

 

MORALİNİ BOZMAK: Birinin direnme gücünü kırmak-Asabını bozmak-Sarsmak.

 

 

Okyanus Sözlükte:

 

MORAL: Güçlüklere, tehlikelere dayanabilme gücü-Manevi kuvvet- Maneviyat.

Örnek: Bir hastanın morali.

 

MORALİNİ BOZMAK: Bir kimsenin manevi direnme gücünü azaltmak-Sarsmak.

Peki, bütün bu tanımları oluşturan enerji nedir ve içimizde nasıl oluşmaktadır?

Bütün bu tanımları oluşturan bizim düşüncelerimizdir, daha açık bir deyişle, açıkça söylediğimiz veya söyleyemediğimiz düşüncelerimizin, bu düşüncelerimizi oluşturacak enerjiyi frekans şeklinde karşımızdaki kişiye veya çevresine yayınlamasıdır. Kısacası, söz konusu enerji bir düşünce enerjisidir.

Peki, bu enerji içimize nasıl girmekte ve etkili olmaktadır?

 

Çok kısa ve çok açık bir ifadeyle bu olay bir “telepati” olayıdır. Telepati olayı için de çok kısa ve açık bir ifadeyle beyinler arası iletişim veya algılama olayı diyebiliriz. Telepatini daha geniş bir tanımı ise “Canlı kişiler arasında konuşma olmadan, zaman ve uzaklık engelleri tanımadan meydana geldiği ileri sürülen fikir ve duygu alışverişi” şeklinde söylenebilmektedir.

 

Gerçekte ise biz burada anlatacağımız oluşumu daha iyi anlatabilmek ve konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla olayı bir telepati olayına benzettik. Aslında telepati, tanımındaki gibi olmuyor, fakat karşılıklı konuşmaları ses olarak o sesin oluşturduğu frekansların algılanması, değerlendirilmesi ve biyolojik yapımıza gönderilmesi, gösterilen bu frekansların da organlarımız tarafından algılanması, değerlendirilmesi olayını telepatik oluşuma benzettiğimiz için olaya telepati ile bağlantı kurduk ve bir telepati olayı şeklinde açıklayacağız.

Şimdi gelelim olayın oluşum şekline.

 

Sesli, yazılı veya bakışla bize bir mesaj geldiği zaman beynimiz bunu algılar, değerlendirir, depolayıp arşivler. Aldığı mesaj derhal uygulanması gereken bir mesajsa, o mesajı onu yerine getirecek organımıza gönderir, bu sefer organımız gönderilen mesajı algılar, değerlendirir, depolayıp arşivlemesine gerek yoksa mesajı derhal uygular.

 

 YARIN YAŞAMIN YANKISI...

 

 
Düşüncelerimiz ve sağlığımız (39)
 
Yaşamın Yankısı (41)
YORUMLAR
 Onay bekleyen 1 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Düşüncelerimiz ve sağlığımız (39)
ALKOLİZM: Alkollü içkilere karşı duyulan ve vazgeçilemeyen tutku.
Madde ve Mana (38)
Tıp biliminde genetik üzerinde yapılan değişikliklerle nice hastalıkların ...
Hücre Yapımız ve Düşüncelerimiz (37)
Her hücrenin kendi yapısı içinde ve kendine özgü DNA, RNA ve genetik yapıları bulunmaktadır...
 
Düşüncelerimiz (36)
Mesai sonunda işyerimden çıkmış evime gitmek için belediye otobüsüne bindim...
Düşüncelerimiz (35)
Yetişkin insanlarda iletişim olayını olumlu ve olumsuz etkileyen en büyük ...
Din ve kuantum (34)
Parapsikoloji ile ilgili bir yazıda okumuştum. Çatlayan vazo, nerede, ...
 
Din ve kuantum (33)
Dr. Masaru Emoto, müziğin suyun yapısı üzerindeki etkilerini fotoğraflarla kanıtlıyor.
Hayvanlarda içgüdü (32)
Yemek yedirebilmek başlı başına bir olaydı. Birgün yeğenim bebek iskemlesini ...
Hayvanlarda içgüdü (31)
Bir Atın Fedakarlığı Hayvanların, insanları kazalardan, ölümlerden kurtardıkları ...
 
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Melike BOSTAN
Melike BOSTAN
Genç işsizliği kırmızı alarmda
Namık Kemal ZEYBEK
Namık Kemal ZEYBEK
Tanrının Kapısını Çalan Bilim-2
Harika ÖREN
Harika ÖREN
Avni Lifij’in yaşamına dokunmak
Orhan SELEN
Orhan SELEN
Okuyan bunları görür
M. Yahya EFE
M. Yahya EFE
Sen de yaşlanacaksın!
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim KünyeReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva