Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    6,1021
    Dolar
  • Euro
    6,8262
    Euro
  • Altın
    249,838
    Altın
  • Bist-100
    83.675,33
    Bist-100
  • ADANA
    18/33°
    ADANA
  • ANKARA
    13/20°
    ANKARA
  • ANTALYA
    17/30°
    ANTALYA
  • BURSA
    17/26°
    BURSA
  • ISTANBUL
    17/25°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    18/28°
    IZMIR
  • KONYA
    12/28°
    KONYA
Facebook Twitter Linkedin
Whatsapp İhbar Hattı
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Kaçak kazıda çıktı
Kaçak kazıda çıktı
Mağdur olmayın
Mağdur olmayın
Sıcaklık artıyor
Sıcaklık artıyor
YHT'lere ek sefer
YHT'lere ek sefer

M. Arif DEMİRER

Türkiye’de demokrasi, seçimler ve ekonomi
23 Nisan 2019 Salı

2019 yılında Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı sisli bir ortamda kutluyoruz.

14 Mayıs 1950 günü Türkiye’de pirüpak (tertemiz) bir seçim yapıldı. Sorunsuz bir iktidar değişikliği gerçekleşti. Yeni iktidarın gündeminde öncelikli olarak iki konu vardı: Ülkenin güvenliği (kuzey komşu aç kurtlar gibi gözlerini Boğazlara dikmişti, ortak yönetim istiyordu) ve ekonomi.

Tarımda üretim çok düşüktü, kişi başına tüm göstergeler 1938-1939’dan daha düşüktü. 1938’e kadar kurulan yirmi küsur fabrika dışında sanayi diye bir varlığımız yoktu. Hükümet 1948 yılında yeni fabrika kuramadığı için şeker tüketimini kısmak için fiyatlara % 60 zam yapmıştı.

Türkiye 1952 yılında NATO üyesi oldu ve bu ittifak içinde güvenliğini sağladı, silahlı kuvvetlerini güçlendirdi.

On yıl sonra Demokrat Parti iktidarı, seçimle değil, darbe ile yıkıldığında on yılda toplam bitkisel üretim 14 milyon 700 bin tondan 34 milyon 950 bin tona çıkarılmıştı. Tarımda büyüme mucizevi bir dünya rekoru idi: On yılda % 123. Sanayide tüketilen elektrik 509 milyon kwsaatten 1 milyar 752 milyon kwsaate çıkmıştı. Sanayide büyüme: % 244.

14 Mayıs 1950 seçiminden sonra 27 Mayıs darbesine kadar iki seçim yapılmıştı. 1954 seçimleri de pirüpak gerçekleşmişti. 1957 yılında Başbakan, yerel desteği kaybetmiş bazı milletvekillerini kırmamak için demokrasiden bir adım uzaklaşmış ve 25 ilin adaylarını Genel Merkez belirlemişti. Cezasını ödedi ve 25 ilin 19’unu kaybetti, başkent Ankara dahil.

Daha sonra tüm seçimler ya askeri rejim ortamında yapılmış ya da küçük-büyük adımlarla demokrasiden uzaklaşılmıştır. 1980 rejiminin icat ettiği % 10 baraj hala geçerlidir.

Türkiye 31 Mart seçimi gibi bir seçimi hiçbir zaman yaşamadı ve umarım bir daha yaşamaz.

Önce, hemen belirteyim seçim derin bir ekonomik kriz içinde yapıldı. Faizler çok yüksek, enflasyon, özellikle gıda sektöründe çok çok yüksek, işsizlik ise zirvede ve artmaya devam ediyor. Türkiye soğan ve patates üretemez noktaya geldi. Çürümüş soğan ithal ediyoruz. 

17 yılık iktidar mükemmel olduğunu vurgulayarak övündüğü seçim sisteminin şikayetçisi oldu. Kanuni yolsuzluklar yapıldığını iddia etti. Aynı iktidar sözcüsü (Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz) bir yanda seçimi en yüksek oy (% 52) ile kazandıklarını ilan edip övünürken öte yanda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde büyük yolsuzluklar olduğu için üç bavul delil ile YSK’ya olağanüstü başvuruda bulundu.

Ancak nedense aynı sandık kurulları ile yapılan ve Cumhur İttifakının, Millet İttifakı adaylarından daha fazla oy çıkardığı ilçe belediye başkanlığı, il genel ve belediye meclisi seçimlerinde bir yolsuzluk olmamış. Kazanırsan pirüpak, kaybedersen murdar bir seçim oldu.

AKP’nin küçük ortağının Genel Başkanı bir ‘Beka Sorunu’ konusuna takıldı ve orada kaldı. Son beyanı: İstanbul seçiminin yenilenesi beka sorunu imiş. Oysa AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, “Kızgın demiri soğutalım” dedi ve Cumhuriyet İttifakından bahsetti.

Seçimden sonra 21 gün geçti: Gündemde iki konu vardı: YSK’nın itirazlar karşısında vereceği karar ile işsizlik, özellikle genç işsizlik. 21 Nisan günü üçüncü bir konu oluştu: Kılıçdaroğlu’na saldırı.

Saldırıdan sonra olanlar, Milli Savunma Bakanı’nın Kılıçdaroğlu ve yanındakilerin sığındıkları evin etrafından ayrılmayan ve evin yakılması için sloganlar atan saldırganlara, “Verdiğiniz mesajı aldık. Haydi artık dağılın” şeklinde konuşması, olayın üstüne acı biber gibi geldi.

“23 Nisan 1920’nin 99’uncu yıldönümünde Türkiye nereye koşuyor?” Cevabını bilmiyorum. Bahçeli’nin beyanlarını ise hiç anlayamıyorum.   

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 289 defa okunmuştur.
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Oğuz Güler
Oğuz Güler
ABD-İran savaşı çok düşük ihtimal!
Namık Kemal ZEYBEK
Namık Kemal ZEYBEK
Atatürk ve Türklerin saklı tarihi
Melike BOSTAN
Melike BOSTAN
Uçan Süpürge yükseliyor
Orhan SELEN
Orhan SELEN
İslamla kandırmak
M. Yahya EFE
M. Yahya EFE
İnsan olmak zor zanaat…
Murat POLAT
Murat POLAT
Çukurambar’a takılan siyasetçiler kim?
Tuncay ALTUN
Tuncay ALTUN
Gönül kırdınsa boşa kürek çekmişsin  
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim KünyeReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva