Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    5,6818
    Dolar
  • Euro
    6,3755
    Euro
  • Altın
    256,005
    Altın
  • Bist-100
    99.373,74
    Bist-100
  • ADANA
    21/33°
    ADANA
  • ANKARA
    17/25°
    ANKARA
  • ANTALYA
    21/28°
    ANTALYA
  • BURSA
    18/25°
    BURSA
  • ISTANBUL
    21/26°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    22/30°
    IZMIR
  • KONYA
    15/27°
    KONYA
Facebook Twitter Linkedin
Whatsapp İhbar Hattı
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Meteorolojiden kuvvetli yağış uyarısı
Meteorolojiden kuvvetli yağış uyarısı
YKS aday cevapları erişime açıldı
YKS aday cevapları erişime açıldı
Nijerya'da 10 Türk gemici kaçırıldı
Nijerya'da 10 Türk gemici kaçırıldı
İşsizlik yüzde 13'e yükseldi
İşsizlik yüzde 13'e yükseldi

Orhan SELEN

Üç öykü ve üç ders
21 Mart 2019 Perşembe

Bugün üç farklı öykü ve çıkan sonuçları paylaşacağım.

Kimse bana insanları değiştirme görevi vermedi.

Fakat insanları uyarmamı da kimse engelleyemez.

O kadar çok günlük siyaset yazan var ki, bir eksik ya da bir fazla olmuş kimsenin iplediği yok. O yazılar on yıl sonra anlamsız kelime kalabalığından öteye geçemez.

Yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz sadece kendimiz için değildir.

Bildiklerini paylaştığı için yoksullaşan kimse görülmemiştir.

Ben öldükten sonra arkamdan doğru işler yaptı ve doğru şeyler yazdı demelerini istiyorum.  

Öykü 1:                                             

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: 

“Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”                                                                                                                    

“On yılda,” demiş kavak. “On yılda mı” ? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak...  Çok hızlı büyüdün.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç? “Ölüyorsun” demiş kavak

-Niçin?  Diye sormuş kabak.

 “Benim 10 yılda geldiğim yere iki ayda geldiğin için” diye yanıtlamış kavak.

Sonuç: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay yitirilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.

Öykü 2:

Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı.

 Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, demiş.- “Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz?” diye sorulduğunda,

“Neden olmasın,” demiş çiftçi.

“Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.”

Sonuç: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

Öykü 3:

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir olasılıkla ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;

-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

-Değdi, dedi, gözleri dolarak, gerçekten değdi…

-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için.

Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

-Geleceğini biliyordum... Geleceğini biliyordum...

Sonuç:  Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir.

Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 392 defa okunmuştur.
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Elveda TANIK
Elveda TANIK
Polise 3600, Taşerona kadro vaadi...
Namık Kemal ZEYBEK
Namık Kemal ZEYBEK
Yıldönümü
Orhan SELEN
Orhan SELEN
Takiyüddin Efendi ve Galileo
M. Yahya EFE
M. Yahya EFE
Son pişmanlık fayda etmez!
Murat POLAT
Murat POLAT
AK Partililer ve AKP’liler
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim KünyeReklam FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva